YBS Okunur mu ?


Kısa cevap : Okunur. Eğer önceden belirlediğiniz niş bir alan yoksa eşit ağırlıkda seçebileceğiniz bölümler zaten bir hayli kısıtlı. Bana göre Hukuk ve YBS hala tepede ea için. Sıralamanız Devlet Üniversitelerinde hukuk okumaya yetmiyorsa YBS daha da öne geçiyor. 4 yıl özel okullara yığınla para yığıp karşılığında tam olarak ne olacağı belli olmayan bir garabete sürüklenmektense ( üstelik yıllarca bunun için para ödeyip) daha az maliyetle (özellikle de aynı şehirde okuyacaksanız nerdeyse 0 maliyetle ) ybs tercih etmek daha mantıklı olabilir.

İki bölümde de iş arama sürecinde epey sıkıntı çekebilirsiniz bu tamamıyla size ve biraz da şansınıza bağlı. Fakat başta da belirttiğim gibi sıralamanız ancak özel okulda ücretli hukuk okumaya yetiyorsa maliyet ve rahatlık açısından ybs seçmeniz daha mantıklı bir yol olabilir. Maddi durumu iyi olan ve okulun maliyet hesabını düşünmesine gerek olmayan arkadaşlar için bu anlattıklarımın önemi olmadığını söylememe gerek yoktur diye düşünüyorum.

YBS Okursam İş Bulur muyum ? İşsiz kalır mıyım ?


Çok klasik bir geyik var ya hani : "Kendini geliştircen abi " mevzusu. Üzülerek söylüyorum ki %100 doğru. Kendini geliştirmek demek derslere çalışıp yüksek not almak asla değil. 3. sınıfı bitirdiğimde ortalamam 3.62'ye dayanmıştı. Ama bazı mülakatlara girdiğimde ne kadar geride kaldığımı ve hiçbirşey bilmediğimi fark ediyordum. Programlama derslerinden 100 ile geçebilirsiniz. Ama gerçek hayatta sizden basit bir fonksiyon yazmanız istendiğinde ya da minik bir problem çözmeniz beklendiğinde klavyede herhangi bir tuşa bile basamadan donakalmamak için öğrendiğiniz şeylerin okul dışında kesinlikle üstüne gitmeniz , çalışmanız gerek.

Okulda 3 saatte anlatılan bir C dersindeki bilgileri youtube'da herhangi bir türkçe kaynaktan öğrenmeniz 20 dk. Aradaki fark uçurum. Dolayısıyla işsiz kalıp kalmamak büyük olasıkla sizin elinizde. Okul dışında herhangi bir alanda ne kadar emek harcarsanız okul bittiğinde şansınız o kadar yüksek olacaktır.

Okul Önemli mi ?


Okul seçimi konusunu 2 açıdan ele alıyorum. Sosyal olarak ve bölüm bazında.

Sosyal Anlamda Okul Seçimi Yapmak


Sosyal açıdan ele alırsak seçeceğiniz okul çok önemli. Okulun kampüsü, çevresi , insan kalitesi , evinize olan uzaklığı 4 yıl boyunca okula ve bölüme duyduğunuz saygı ve sevgiyi şekillendirecek. Örneğin okul size çok uzaksa , sosyal alanları (arkadaşlarınızla vakit geçirebileceğiniz, eğlenebileceğiniz yerler) çok azsa veya hiç yoksa bir zaman sonra derslere gitmek istemeyeceksiniz , bölümünüze duyduğunuz ilgi azalacak ve bunların sonucu olarak kendi kaliteniz her anlamda düşecek.

Bakın, size şu an ülke sınırları içerisinde her anlamda en kötü okullardan birinin kampüsünü gösterdiğimi ve sizin de bu okulun gerçekte ne kadar kötü olduğundan haberiniz olmadığını düşünün. Üstelik üniversiteye başlayacağınız için heyecanlısınız ve internette gördüğünüz her şey size olduğundan biraz daha güzel geliyor. Kampüsün fotoğraflarında iki tane cafe görüyorsunuz. "Vay be, okulda iki tane cafe varmış." diyorsunuz. Hatta bunu okulun sosyal imkanları arasında sayıyorsunuz. Sonra okula gidiyorsunuz ve o iki cafenin, küçücük bir kampüsün içerisinde yan yana duran iki tane dümenden cafe olduğunu görüyorsunuz. Kampüsün tamamını gezmeniz de zaten 10 dakikanızı almıyor. Benim anlatmak istediğim tam olarak bu.

Okulu sosyal açıdan değerlendirmek için şunları göz önünde bulundurun:


  • Okul seçerken kampüsün ne kadar büyük olduğuna bakın. Kampüsün içinde bilardo, yüzme salonu, spor kompleksi gibi imkanlar var mı ? Okul bunları ulaşılabilir kılıyor mu yoksa sadece gösteriş için mi var buna dikkat edin.
  • Okulun ikamet edeceğiniz yere ne kadar uzaklıkta olduğuna kesinlikle dikkat edin. 2-3 saat yol çekerim bir şey olmaz demeyin. Okul başlayınca o iş öyle olmuyor. Yapılan tüm etkinliklere uzak kalırsınız. Okul, merkezi yerlere uzaksa doğru dürüst etkinlik de yapılmaz zaten buna da dikkat edin. Konum önemli.
  • Tam burslu olarak vakıf üniversitelerinde okuyacaksanız sizin sıralamanızla ücretli girenlerin sıralaması arasında uçurum olacağını ve bu insanlarla aynı sıralarda yıllar geçireceğinizi unutmayın. Bu sıralama farkının olabildiğince makul olmasına dikkat edin. (bizim okul gibi %50 burslu 1 milyon , tam burslu 70k sıralama olmasın mesela)
  • Devlet/vakıf üniversitesi tercihinde çok iyi bir vakıf değilse ( ki genelde çok iyi olmazlar) ben genelde devlet olmasından yanayım. Tabi bu benim vakıfta edindiğim kötü tecrübelerle de alakalı olabilir. ( Bu da başka bir videonun konusu.)


Bölüm Bazında Okul Seçimi Yapmak


Biliyorsunuz ki YBS işletme-yazılım derslerinin mixlendiği bir bölüm. Bölüm programı bazı okullarda işletme ağırlıyken bazılarında yazılım ağırlıklı diyebiliriz. Okul tercihini yapmadan önce bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise net bir şekilde hiçbir öneminin olmadığını düşünüyorum. Sebebi şu :

Okulda fazladan göreceğiniz 2-3 programlama dersi sizi daha iyi bir yazılımcı yapmayacak. ( Bu arada bizim okulun ders programı diğer okullara kıyasla çok daha fazla yazılım ağırlıklı olduğu halde bunu söylüyorum.) Mesela Web tabanlı programlama dersi alacağınızı varsayalım. Yarım dönem boyunca bu dersten alacağınız tüm bilgiler youtube'da (udemy vs. bile demiyorum) herhangi bir kanalın Web geliştirme serisinden izleyeceğiniz 2-3 video ile eşit olacak. Bu alacağınız diğer dersler için de geçerli. Aslında burda konu üniversite okumanın prestij dışında ne kadar gereksiz olduğuna doğru gidiyor ama oralara girmeyeceğim.

Şu ana kadar okulda 5 farklı dilin dersini aldık(Phyton,C,C#,JS,HTML-CSS) ama içlerinde cidden bir şeyler öğrendiğimi hissetiğim tek dil C# oldu. Sebebi ise ilk defa bir hocamızın "anlatıp geçerim" modundan çıkıp bizden proje yapmamızı istemesi ve her derste aktif olarak labdaki pcleri kullanmamız konusunda teşvik etmesiydi. Dolayısıyla okuyacağınız okuldaki hocaların ders anlatma biçimleri gerçekten çok önemli.

Aynı programlama dilini iki farklı üniversitede, hatta aynı üniversitede iki farklı hocadan aldığınızda bile birbirinden tamamen farklı deneyimler yaşayabilirsiniz. Bir hoca slaytları açıp konuyu anlatır, birkaç örnek kod yazar ve dönem sonunda sınav yapar. Başka bir hoca ise aynı konuları anlatırken sizden proje geliştirmenizi, labda kod yazmanızı ve öğrendiğiniz şeyleri kullanmanızı ister.

Ben olsam bundan sonra okul araştırırken şu soruları daha fazla önemserdim:


  • Dersler uygulamalı mı?
  • Öğrencilerden proje yapmaları isteniyor mu?
  • Hocalar gerçekten ders içerisinde kod yazdırıyor mu?
  • Öğrencilerin yaptığı projeler, kulüpler veya yarışmalar var mı?
  • Bölümde öğrencilerin kendi başına bir şeyler üretmesini teşvik eden bir kültür var mı?

Tabi bunları öğrenebilmeniz için okulun YBS bölümünde okuyan öğrencileriyle direkt iletişim kurmanız gerekecekir. Bunun için bölümün instagramdaki klüp sayfasına vs. ulaşmayı deneyebilirsiniz.

“ İlan herkese açık olabilir. Süreç o kadar da açık değil. ”


Staj aramaya ilk başladığımda sürecin bu kadar zorlayıcı olacağını açıkçası tahmin etmemiştim. CV hazırlayıp ilanlara başvurmanın, birkaç görüşmeye girmenin ve sonunda bir yerden kabul almanın yeterli olacağını düşünüyordum. Fakat süreç ilerledikçe işlerin pek de düşündüğüm gibi yürümediğini gördüm. Başvurduğunuz ilan sayısı arttıkça, aldığınız retler de artıyor. Bir yandan onlarca ilana başvuruyor, bir yandan CV'nizi geliştiriyor, bir yandan da neden geri dönüş alamadığınızı anlamaya çalışıyorsunuz. Özellikle herhangi bir bağlantınız, referansınız veya sizi bir yerlere yönlendirecek bir tanıdığınız yoksa, staj bulmak gerçekten sabrınızı sınayan bir sürece dönüşüyor.

Liyakat vs. Referans: Çevremde Gördüğüm Tablo


Öyle ki bir noktadan sonra kendi çevreme bakıp şunu fark ettim: Tanıdığım arkadaşlarımın hiçbirinin stajını kendi başına bulduğunu görmedim. Kimi bir tanıdığı sayesinde bir şirkete yönlendirildi, kimi ailesinin veya çevresinin bağlantısını kullandı, kimi de daha önce tanıştığı birinin referansıyla sürece dahil oldu. Daha sonra işyerinde tanıştığım insanlara baktığımda da aynı durumla karşılaştım.

Bence asıl düşündürücü olan, bunun artık birkaç istisnadan ibaret olmaması. Bir anlamda, Türkiyedeki özel sektörler, modern bir iş piyasası anlayışından ziyade daha çok kabilecilik anlayışının hâkim olduğu bir düzene dönüşüyor. Kamudaki durumlar zaten malumunuz. İşin içine özel sektörler de dahil olup böyle çağ dışı bir anlayışla işe alım süreçlerini yönettiklerini fark ettiğinizde ise sabır taşınız çatlıyor.



Kurumsal Yapılarda "Kabilecilik" Anlayışı


Bunu söylerken aklıma gelen, bizzat çevremden gördüğüm örnekler de var. Sadece bir tanesini anlatacağım. Kurumsal ve oldukça bilinen bir bankada, üst düzey bir pozisyonda çalışan bir aile bireyinin ardından, aynı aileden iki kişinin daha hiçbirimizin ulaşamayacağı kadar kolay bir şekilde kuruma dahil olduğunu gördüm. Yani aileden bir kişinin bu kurumda yönetici pozisyonunda çalışması diğer iki bireyin de emeksiz ve zahmetsiz bir şekilde aynı kurumda işe girmesi için yeterli olabiliyor. Ve bu durum sadece birkaç kişinin staj veya iş bulmasını kolaylaştıran masum bir “tanıdık desteği” olmaktan çıkıyor. Zamanla bir kültüre dönüşüyor. İnsanlar daha öğrenciyken bile “Nerede staj yapabilirim?” sorusundan önce “Kimi tanıyorum?” diye düşünmeye başlıyor. İşte bunun adı kabilecilik. İşin en tehlikeli tarafı da bu.

Bir sistem içerisinde başarılı olmanın yolu yetkinlikten çok bağlantılardan geçiyorsa, bir süre sonra insanlar da o sisteme uyum sağlamaya başlıyor, torpil aramak istisna olmaktan çıkıp normalleşiyor.



Referans Sistemi Nasıl Olmalı?


Doğruya doğru, insanların referans araması tamamıyla ortadan kaldırılabilecek bir şey değil. İnsanlar tanıdıkları insanlara güveniyor, bir şirkette çalışan birinin başka birini önermesi de tek başına yanlış bir şey değil. Sorun, referansın başvuruya erişim sağlayan bir araç olmaktan çıkıp işe alım kriterine dönüşmesiyle başlıyor. Kurumsal bir şirketin burada yapması gereken şey referansı tamamen yasaklamak değil, referansın etkisini sınırlandırmak.

Mesela bir çalışan bir adayı önerebilir, ancak bu aday diğer başvuranlardan farklı bir değerlendirme sürecine tabi tutulmamalı. Referans, CV'nin insan kaynaklarının önüne ulaşmasını sağlayabilir; fakat kişinin mülakata girip girmeyeceğini, işe alınıp alınmayacağını veya diğer adayların önüne geçip geçmeyeceğini tek başına belirlememeli.

Çünkü aksi durumda sistem zamanla kendi kendini beslemeye başlıyor. İşe giren kişi, bir sonraki kişiyi getiriyor; o kişi de başka birini getiriyor. Bir süre sonra şirketin ilanları herkese açık olsa bile, asıl işe alım ağı şirket çalışanlarının çevresinde oluşuyor.